Memleketimi özledim. Şimdi dağlarındaki karlar yavaş yavaş erimekte, çağlayıp kavuşmaktadır toprağa.
Uçsuz bucaksız ormanları çam kokar, kekik kokar. Cennet bu dedirtir adeta.
Annemle babam tüter burnumda. Babamın saçında bir ak olsaydım, Annemin ellerinde yaktığı kına. Hiçbirşey dindiremez bu hasretimi Ve hiçbir satır anlatamaz sevgimi.
Memleketimi özledim, Dağlarında bahar, İçinde annem ve babam var...
Hoşgeldin kadınım benim hoşgeldin yorulmuşsundur; nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını ne gül suyum var ne gümüş leğenim var, susamışsındır; buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim acıkmışsındır; beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam. memleket gibi yoksuldur odam. Hoşgeldin kadınım benim hoşgeldin ayağını basdın odama kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde ağladın, avuçlarıma döküldü inciler. gönlüm gibi zengin hürriyet gibi aydınlık oldu odam... Hoşgeldin kadınım benim hoşgeldin.
Vakit tamam, seni terkediyorum. Bütün alışkanlıklardan öteye. Yorumsuz bir hayatı seçiyorum Doymadım inan, kanmadım sevgiye. Korkulu geceleri sayar gibi, Birdenbire bir yıldız kayar gibi, Ellerim kurtulacak ellerinden Bir kuru dallı ağaçtan kopar gibi.
Aşksa bitti, gülse hiç dermedik, Bul kendini kuytularda hadi dal. Seninle bir bütün olabilirdik, Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal.
Vaki tamam, seni terkediyorum. Bu incecik bir veda havasıdır. Parmak uçlarına değen sıcaklık İncinen bir hayatın yarasıdır. Kalacak tüm izleri hayatında Gözünden bir damla yaş aktığında. Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan Kan tarlası, gelincik şafağında.
Ölümse korktun, savaşsa hep kaçtın Vur kendini korkularda hadi al. Sen bir suydun, sen bir ilaçtın Hoşçakal canımın içi, hoşçakal Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal. Sen bir suydun, sen bir ilaçtın Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal Hoşçakal canımın içi, hoşçakal.
Bir sevi çiçeğiğim her bahar Aynı bedende yeşeren, Başka bedende can veren. Bir damla gözyaşı aktı denizime; mutsuzluğun renginde, yitirmişliğin şiirinde...
Düşün, ayrılıklar mıydı sevdaya gizlenen, yoksa, sevda mıydı koynunda bir yılan gibi ayrılığı büyüten? Sen bilmedin.
Şimdi seni olmadığın şehirlerde arıyorum. Mutlu insan çığlıkları dolduruyor kulaklarımı. Bu gece yüzüme yıldız yağıyor nedense Ben bu insanlardan değilim. Tek başıma taşıyamam bu gökyüzünü. Hadi gel; yalnız koma beni. Hadi gel; işte ellerim... . . . .
Senin kentine yağan yağmurlar, birbiriyle karışır sana dokunmak için... bütün kaldırımlar yolunu gözler, bütün sokakların beklediği sensin... Bütün bir şölenden başka birşey değildir, sana özlemli kaldırım ve sokaklardan geçişin... Şimdi ben hangi mübalağayı yapsam burada, küçük bir benzetme olur güzelliğine senin...